Milletin cebi yanar, euro/dolar yuva yıkarken "Erdoğan yeni Saraylar yapma peşinde!.."
Milletin cebi yanarken AKP Başkanı Recep Tayyip Erdoğan yeni Saraylar yaptırma peşinde!
AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Malazgirt Zaferi'nin 947. yıldönümüne halka hitap etti. Erdoğan konuşmasında, "Ahlat’a bir Cumhurbaşkanlığı Köşkü yakışır. Çünkü otağı Sultan Alpaslan oraya kurdu biz de varisleri olarak oraya böyle bir inşallah otağ kuralım. Bugün vali ve belediye başkanımızla görüştük. Onlar 1071 metrekare yer düşünmüşler. Dedik olmaz. 1071 metrekare oturum alanı olur en az 5 dönüm çevre düzenlemesiyle. Belediye başkanımız da coştu ‘en az 10 dönüm’ dedi" ifadelerini kullandı.
İşte Erdoğan’ın konuşmasından satır başları:
"On binler buraya geldi Malazgirt Ovası'nı doldurdu. Az önce resmi rakamı aldım, 75 bin kişi. Burada yapacağımız daha çok şeyler var. İnşallah çevre düzenlemesini burayı özellikle selvilerle çevreleyip çok daha iyi bir hale getirelim diyoruz.
AHLAT'A CUMHURBAŞKANLIĞI KÖŞKÜ
Milletimizin birliğinin beraberliğini sembolü olan bu bölgeyi korumalı gözetmeliyiz. Sayın Bahçeli bir ziyaretinde güzel bir hatırlatmada bulundu: Ahlat’a bir Cumhurbaşkanlığı Köşkü yakışır. Çünkü otağı Sultan Alpaslan oraya kurdu biz de varisleri olarak oraya böyle bir inşallah otağ kuralım. Bugün vali ve belediye başkanımızla görüştük. Onlar 1071 metrekare yer düşünmüşler. Dedik olmaz. 1071 metrekare oturum alanı olur en az 5 dönüm çevre düzenlemesiyle. Belediye başkanımız da coştu ‘en az 10 dönüm’ dedi. Bu bir işaret fişeğidir inşallah sonu da hayır olur. Malazgirt savaşının yaşandığı bölgeyi milli park olarak ilan ettik ve düzenlemesine başladık. Bu yıl milli park alanının ilk etabı devreye girdi.
“MALAZGİRT RUHUNU UNUTURSAK NE ÖNCEMİZ KALIR NE SONRAMIZ”
Fetih zulme karşı başkaldırının adıdır. Bizim medeniyetimiz bir fetih medeniyetidir. En büyük fethimiz gönüllerin fethidir. Kaç asır geçerse geçsin varlığımız bu sayede devam ediyor. Malazgirt’te kazandığımız zafer bize Avrupa’nın ortalarına kadar giden yolu açmıştır. Bu yüzden Malazgirt Mekke, Medine, Bursa, Edirne, İstanbul, tüm Balkanlar demektir. Malazgirt ruhunu unutursak ne öncemiz kalır ne sonramız. Biz Malazgirt’te sadece bir zafer kazanmadık Malazgirt’te millet olduğumuzu tüm dünyaya ilan ettik. Şayet Malazgirt ruhunu yaşatmayı başaramazsak geçmişimizle birlikte geleceğimiz de kaybederiz.
“15 TEMMUZ'U UNUTMAYIN”
Maziden atiye uzanan bu büyük mirasa çok iyi sahip çıkın. Mekke’ye, Medine’ye sahip çıkın. Bu mübarek topraklara namusunuz gözüyle bakın. Kudüs’e sahip çıkın. Selçuklu’ya Osmanlı’ya sahip çıkın. Osmanlı başkentlerine, evladı fatihan olan Balkanlara sahip çıkın. Kurtuluş savaşımıza ve cumhuriyetimize çok iyi sahip çıkın. 15 Temmuz kıyamına sahip çıkın. Bu tarihi hadiseyi asla unutmayın unutturmayın. Siz bu ülkenin bu ümmetin ve tüm insanlığın umudusunuz.
“ANADOLU YIKILIRSA NE ORTA DOĞU NE BALKANLAR KALIR”
Anadolu, insanlığın geleceğinin kilit taşıdır. Büyük liderler Anadolu'ya sahip çıkmak istemiştir. İşte Çanakkale’de Gazi Mustafa Kemal o gençliği ile beraber yedi düvele karşı savaştılar ve "Çanakkale geçilmez" dediler. Nice şehitler verildi. Ülkemizin bir süredir yaşadığı sıkıntıların sebeplerini konjonktürel gelişmelerde arayanlar çok yanılırlar. Perde gerisinde yazılan senaryoların işte böyle bir arka planı vardır. Unutmayın, Anadolu bir benttir bu bent yıkılırsa ne Orta Doğu ne Orta Asya ne Balkanlar kalır. Üzerinden ulu çınar gölgesi kalkan bu tüm bu coğrafyalar tehlikeye maruz kalır.
“MESELE TÜRKİYE”
En ufak bir zaaf belirtisi gösterdiğimizde üzerimize leş kargaları gibi geleceklerini görürsünüz. İçerimizdeki bazı gafiller sanıyorlar ki mesele Tayyip Erdoğan meselesidir. Hayır mesele Türkiye meselesidir. Mesele İslam meselesidir. Haram görmüş kursak ve çürümüş bir gönül akıbeti ölüm olan çaresiz bir hastalığa tutulmuş demektir. Bir kez daha Malazgirt zaferimizin 947. Yılını tebrik ediyorum. Bu gazada yer alan tüm kahramanları şükranla yad ediyorum."
http://www.muhalifhaberler.com/milletin-cebi-yanarken-erdogan-yeni-saraylar-yapma-pesinde--5989.html
Cumhuriyetçi Demokratlar; Kadim gelenek ile müstakbel gelecek arasında sağlam, sarsılmaz, güçlü köprüler kuran; Namuslu-dürüst-demokrat; İlkeli, ilmi, onurlu ve sorumlu; Atatürkçü ve Milliyetçi bir halk hareketidir.
28 Ağustos 2018 Salı
10 Ağustos 2018 Cuma
ÖZELLEŞTİRME Mİ SOYGUN MU?, Yazan ve Gönderen: "Metin Aydoğan" Kuramsal Aktarım (İyi bir insan ve iyi vatandaş, nisyan (unutmak) ile malûl olmamalı ve millete yapılan bütün kötülükleri "bir gün mutlaka hesabını sormak üzere" daima MİLLİ VE YERLİ hafızasında tutmalıdır)
ÖZELLEŞTİRME Mİ SOYGUN MU?, Yazan ve Gönderen: "Metin Aydoğan" Kuramsal Aktarım
Özelleştirme uygulamaları Türkiye’de, geri dönüşün, dışa bağımlılığın ve ekonomik çöküşün kuramsallaştırıldığı; bilinçli ve tasarlı anti-ulusçu bir izlencenin son aşamasıdır. Toplumsal yaşamı ulus birliği temelinde sürdürüp geliştirmenin gerçek unsurları olan kamusal işletmeler, azgelişmiş ülkeleri ayakta tutan ekonomik güç merkezleridir. Bu merkezleri elden çıkarmanın, ulus-devlet varlığının temel dayanaklarını ortadan kaldırma anlamına geleceği açıktır. Özelleştirme uygulamalarının, ulusal çözülmenin yolunu açan ve bu uygulamaları ister istemez ulus karşıtlığına götüren bir eylem olmasının nedeni budur.
Fruko-Tamek’ten ORÜS’e
Fruko–Tamek şirketinin yüzde 36 hissesi devletindi. Bu hisseler, 1995 yılında DYP–CHP Hükümeti zamanında satıldı. Ancak bu satışın iç karartıcı bir öyküsü vardı.Fruko–Tamek’in yüzde 36 devlet hissesine, 1991 yılında 70 milyar lira (16 milyon dolar) lira değer biçilmişti. Bu hisseler 1995 yılında, 4 yıl önceki değeriyle, yani yine 70 milyar liraya (1,7 milyon dolar) satıldı. Dört yıllık enflasyon göz önüne alındığında, Fruko–Tamek’teki devlet hisselerinin 1995’teki gerçek değeri bir trilyona yaklaşıyordu. Nitekim yüzde 36’lık devlet hisselerini satın alan şirket, 1997 yılında aynı hisseler için 100 milyon dolara (o günkü kurla 10 trilyon liraya) yabancı ortak arıyordu.1
KÜMAŞ, madencilik alanında etkinlik gösteren başarılı bir devlet kuruluşuydu. 1994–1995 yıllarında 45,6 milyon dolar kâr etmişti. Bu KİT, yarısı peşin olmak üzere 108 milyon dolara satıldı. Satış öncesinde değer tesbitinde bulunan firma, KÜMAŞ için 99,5, maden rezervleri için 82,1 milyon dolar değer biçmişti. KÜMAŞ’ın satış tarihinde devlet bankalarında 40 milyon doları bulunuyordu. Satış işlemlerinin gerçekleştirilmesinden bir gün önce bu paranın büyük bölümü alıcı holdingin bankasına devredilmiş, peşin ödemenin yarısından çoğu bu parayla gerçekleştirilmişti.KÜMAŞ kendi parasıyla satın alınmıştı.2
Orman ürünleriyle ilgili önemli bir KİT olan ORÜS, 1996 Ocağında 1.2 trilyon liraya (19,2 milyon dolar) satıldı. Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nın (ÖİB) “danışman firmaları”, ORÜS’ün 1992 yılında, yani dört yıl önce ve yalnızca arsalarına 602 milyar lira (87,5 milyon dolar) değer biçmişti. ORÜS, üzerindeki onca modern tesise karşın, arsa değerinin dörtte birinden daha az bir fiyata satılmıştı.3
Santral Satmak
12 termik santralin işletme hakları, yap–işlet–devret “modeliyle” 1997 Kasım’ında 20 yıllığına ve 1.6 milyar dolar karşılığında “özelleştirildi”. Dünyada bir örneği herhalde olmayan bu “satışta” durum şuydu: Santralların yıllık kârı 750 milyon dolardı. Yani santrallar iki yıllık kârına karşılık 20 yıllığına elden çıkarılmıştı. . Devlet, 20 yıl içinde santrallara 2 milyar dolarlık daha yatırım yapmayı kabul etmişti. Yani elden çıkarılma bedelinden daha fazla miktarda masraf yapılacaktı. Bunun anlamı santralların “üzerine para vererek satılması demekti.” Bunlardan ayrı olarak, santralların işletme hakkını devralan firmalar, elektrik tarife bedellerini diledikleri gibi belirleyerek, yeni ve büyük tekel kârı elde edeceklerdi.4
“Özelleştik Güzelleştik”: POAŞ
Ülke güvenliği için stratejik bir kurum olan Petrol Ofisi Anonim Şirketi (POAŞ), 3 Mart 2000 günü 1 milyar 260 milyon dolara satıldı. POAŞ’ı alanlar satıştan o denli memnundu ki gazetelere “özelleştik güzelleştik” diyerek ilanlar verdi.
Yeniden kurulmasının 8 milyar dolarlık bir yatırımla gerçekleşebileceği hesaplanan POAŞ’ın, borsa değerinin bile 4 milyar 521 milyon dolar olduğu açıklandı. Bu büyük devlet yatırımı, 1999 yılında kârını yüzde 104 artırmış, vergilerini ödemiş ve kasasında 379 milyon dolar nakit para biriktirmişti.
POAŞ bu parayla birlikte satıldı ve alıcılar peşinatın dörtte üçünü POAŞ’ın kendi parasıyla karşıladılar. Tıpkı KÜMAŞ gibi POAŞ da kendi parasıyla satılmıştı.5 Ayrıca,POAŞ son on yıl içinde ortalama yüzde 102 kâr artışı sağlamış, tüm giderler ve görev zararları düşüldükten sonra, yılda 180 trilyon lira, yani 315 milyon dolar kâr etmişti. Bunun açık anlamı şudur; POAŞ, kendi parası olan 379 milyon dolar düşüldükten sonra kalan 881 milyon dolara satılmıştır ve bu bedel, POAŞ’ın üç yıllık kârından daha az bir paradır.6
Satarak Yok Etme: Et Balık Kurumu
Et ve Balık Kurumu’nun (EBK) özelleştirilen 11 kombinasından dokuzunda, bir yıl içinde üretime son verilmiştir. İstihdam yüzde 88, üretim yüzde 94 düşmüştür. Özelleştirilen Süt Endüstrisi Kurumu’nda (SEK) durum ayrımlı değildir. İstihdam yüzde 57, üretim ise yüzde 33 düşmüştür.
Orman Ürünleri Sanayi Kurumu’nda (ORÜS), özelleştirme uygulaması yapılan sekiz işletmeden yedisinde üretim son bulmuş, toplam istihdam yüzde 78 azalmıştır.7ORÜS’ün arsaları, TIR parkına dönüştürüldü. Özelleştirilen Sümerbank’ın altı fabrikası kapatılmıştır.
Altın Yumurtlayan Tavuğu Kesmek: TEKEL’in Satışı
TEKEL, her yıl yüksek kar eden ve hazineye önemli oranda kaynak aktaran bir kamu iktisadi kuruluşuydu. Politikacılar, uzun süreden beri gözlerini TEKEL’e dikmişti. Devlet Bakanı Eyüp Aşık’ın, “TEKEL’in çöpüne kadar her şeyini satacağız” sözü8gerçek oldu ve TEKEL AKP yönetimince gerçekten “çöpüne kadar” satıldı.
İlk satış alkollü içkiler bölümünde oldu. 16 alkollü içki işletmesi, stokları ve tüm varlıklarıyla 2004 yılında 292 milyon dolara satıldı. Satış bedeli o denli düşüktü ki, alıcı firma MEY İÇKİ adını verdiği şirketi 2 yıl sonra 2006’da yüzde 270 karla 810 milyon dolara sattı. Alıcı bu kez, Texsas Pasific Group adlı Amerikan ortak girişimiydi. Texsas Pasific, MEY İÇKİ’yi 5 yıl kullandı ve 2011 yılında İngiliz Diageo şirketine tam 2,1 milyar dolara sattı.9
Devletin çok düşük bir bedelle elden çıkardığı TEKEL’in alkollü içki bölümü birkaç yıl içinde aracılara tam 1 milyar 808 milyon dolar emeksiz kazanç sağlamıştı. Bu satış, özelleştirme denilen talanın boyutunu gösteren çarpıcı bir örnektir.
TEKEL’in; kaya ve göl tuzu üreten 8 tuzlası, 2004 yılında toplam 1 milyar 757 milyon dolara; deniz tuzu üreten 2 tuzlası 80 milyon dolara satıldı.
Yabancı sigara şirketleri, Türkiye’de Türk tütünü ve sigaralarıyla yarışamıyordu. Bu nedenle TEKEL’in sigara bölümünün satışıyla yakından ilgileniyor ve sabırsızlıkla açık eksiltmeyi (ihaleyi) bekliyorlardı. 25 Ocak 2008 günü yapılan açık eksiltmede,TEKEL Sıgara’yı bir milyar 710 milyon dolar teklif veren İngiliz Brıtısh American Tobaccoşirketi aldı.
Bu satışla Türkiye’de sigara sanayi devlet tekeli olmaktan çıktı ve uluslararası dev bir şirketin tekeline girdi. Sigara da sağlanan büyük boyutlu gelir yurt dışına gider oldu. Türk tütüncülüğü hemen hemen yok edildi ve fabrikalardan yoğun biçimde işçi çıkarıldı. TEKEL’in 2001 yılında 31 124 olan çalışan sayısı, özelleştirmeden sonra 12 000 düşürüldü.10
Binbir güçlükle yaratılan; altı büyük ve modern fabrika, 110 yaprak tütün işletmesi, 84 pazarlama müdürlüğü, 19 alkollü içki üreten tesis, 10 tuz işletmesi, 1 kibrit fabrikası, 1 ambalaj fabrikası, 1 viskoz fabrikası yabancıların iyeliğine (mülkiyetine) geçti.11
TEKEL’in Ankara’da yaptırdığı ve 2004 yılında tamamlanan İkiz Kuleler, 100 milyon dolara, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’ne (TOBB) satıldı. Oysa TEKEL, bu yapıyı yaptırmak için 210 milyon dolar harcamış ve yeni biten bu binaları hiç kullanmamıştı. TEKEL, bu satışla, Ankara’nın en değerli yerinde yaptırdığı iki gökdelenini TOBB’a yaptığı masrafın yarı fiyatına satılıyor, üstüne de 110 milyon dolar vermiş oluyordu.12
Eti Holding Satışları
Eti-Gümüş, 2004’te, 20,6 milyon doları peşin ödenmek koşuluyla 41,2 milyon dolara satıldı. Sözleşme tarihi olan 13 Ağustos 2004’te, kasasında; 17,9 milyon doları nakit, 2,67 milyon doları gümüş stoğu (11 ton) olmak üzere 20,6 milyon dolarlık taşınır değeri vardı. Bu miktar, peşin ödeme miktarı kadardı. Satış sözleşmesi sanki, peşinatın,Eti-Gümüş’ün kendi parasıyla ödenmesi düşünülerek yapılmıştı.13
Devletin en değerli işletmelerinden olan ve kuruluşu Atatürk dönemine giden Eti Holding’in diğer kuruluşları; Eti-Elektrometalurji, Eti Krom ve Eti Bakır’daki uygulamalar ayrımlı değildi. Eti-Elektrometalurji, 6.128 milyonu peşin 15,320 milyon dolara satılmıştı. Kasasında 2,06 milyon dolar nakit, işletmede 3,4 milyon dolarlık stok vardı. Devlet ayrıca, “işten çıkarılacak işçilerin kıdem ve ihbar tazminatı ödemelerinde kullanılması”! için hesaba 5,42 milyon dolar yatırmıştı. Bunların toplamı 10,66 milyon dolar ediyordu; bu ise peşin ödemenin neredeyse iki katına yakın bir paraydı.
Alıcı firma, Eti-Metalurji’yi almak için para ödemediği gibi üstüne para almıştı.1413,2 milyon dolar peşinatla satılan Eti Bakır’a, devlet yine işçi ödemesi altında 5,06 milyon dolar aktarmıştı.15 Eti Krom, 29,025 milyon dolar peşinatla satılırken kasasında 18,9 milyon doları bulunuyordu.16
Eti Gümüş, Eti Krom, Eti Elektrometalurji ve Eti Bakır’dan sonra, Türkiye’de “birincil aliminyum üreten tek kuruluş” olan Eti Seydişehir Aliminyum A.Ş. de özelleştirildi. Aliminyum; kimya, otomotiv, tekstil, inşaat, uzay ve savaş sanayisi gibi alanlarda kullanılan önemli bir madendi. Türkiye’de çok bulunan bor madeniyle birleştirildiğinde, stratejik yeni bir alışımın, “milenyum metili”nin bileşeniydi. Mühendis odaları, sendikalar ve Seydişehir halkı, Eti Aliminyum’un özelleştirilmesine şiddetle karşı çıkıyordu. Kuruluş zarar etmediği gibi, 2004’de 26,5 milyon dolar kâr etmişti.17
Seydişehir Alüminyum: Büyük Vurgun
Eti Seydişehir Aliminyum A.Ş. tüm mal varlığı ve maden birikisiyle (rezerviyle) birlikte, 27 Temmuz 2005’te, yalnızca 305 milyon dolara satıldı. Satıştan bir süre önce (2003) alınan bir kararla Oymapınar Elektrik Santralı Eti Aliminyum’a devredilmişti.18Satış bedeli, yalnızca fabrikanın ya da yalnızca maden birikisinin değerini bile karşılamıyordu. Üstelik Oymapınar Barajı da bu bedelin içindeydi. Koskoca baraj,Seydişehir Aliminyum gibi büyük ve önemli bir yatırımı çok ucuza alan şirkete, armağan olarak verilmiş oluyordu.
59.AKP Hükümeti’nin atadığı Özelleştirme İdaresi Başkanı Metin Kilci, Seydişehir Alüminyum Fabrikası’nın özelleştirilmesine karşı çıkan işçi ve halk eylemlerinin hemen ertesinde, 26 Mayıs 2005’te, bir basın açıklaması yaptı. Kilci, bu açıklamada hiç çekinmeden şunları söyledi: “Bir ya da birkaç yıllık kârına satılıyor diye özelleştirmeden vazgeçmeyeceğiz. Üstelik kâr eden kuruluşlar daha kolay satılıyor. Ayrıca, özelleştirilen kuruluşların üretimi durdurmaması diye bir şey yok. Özelleştirme yalnızca çalışma potansiyeli olan kuruluşların satılmasından ibaret değildir”.19
İletişim Haraç Mezat
Cep telefonlarının işletme hakkı, 1998’de 25 yıllık bir süre için Turkcell ve Telsim’e500’er milyon dolara satıldı. Satış bedelini, devlete ait teşvik kredileriyle karşıladığı açıklanan bu iki firma, iki yıl içinde abonelerden “sabit ücret” adı altında tam 627 milyon dolar topladı. Mahkeme kararlarına da yansıyan bu durum, pek çok abonenin tepkisini çeken bir gerçeği ortaya çıkardı. Turkcell ve Telsim, 25 yıllık lisans anlaşması bedelinin tamamına yakınını iki yıllık kısa bir süre içinde ve yalnızca “sabit ücret” adı altında topladığı paralarla karşılamıştı. Devlet, kaynaklarının sınırlı olmasına karşın özel firmalara teşvik vermiş, verdiği krediyle kendi malını satmış ve iletişim alanında denetlenmesi güç bir tekel yaratmıştı.20
Ulus-devlet yapısı için yaşamsal önem taşıyan Telekom, 1 Temmuz 2005’te yapılan bir ihaleyle, Lübnanlı bir şirkete satıldı. Parasal yitikten ayrı olarak Türkiye’den çok şey götüren bu satış, 59.Hükümet ve Cumhurbaşkanı tarafından ivedilikle onaylandı ve devir sözleşmesi bir buçuk ay içinde yapıldı. Türk Telekom A.Ş.’nin, karar yetkisine sahip yüzde 55’lik hissesi, yüzde 20’si peşin, kalanı beş yılda eşit taksitle ödenmek üzere satıldı. Telekom’un satış günü kasasında 2,2 katrilyon lira (1,64 milyar dolar) nakit parası vardı.21 Alıcı firma, 1 milyar 310 milyon dolar tutan peşinatı, Telekom’un kendi parasıyla karşılıyor, üste de 330 milyon dolar almış oluyordu.
Telekom, iletişimin can damarı, stratejik bir kurumdu. Güvenliğini düşünen hiçbir ulus devlet, iletişiminde yabancı egemenliğini kabul etmiyor, hisse satışlarıyla karar yetkisini kesinlikle başkasına devretmiyordu. ABD’de, iletişime giren küçük bir yabancı sermaye payı için, Federal Soruşturma Bürosu (FBI) Direktörü Louis Freeh, Kongre’ye rapor üzerine rapor göndermiş, bu durumun, “iletişim ve ona bağlı olarak ulusal güvenlik için riskler ve tehlikeler oluşturduğu”nu söylemişti.22
Alıcı Şirket, peşinat dışında kalan 5,24 milyar doları, yılda 1,048 milyar dolardan 5 yılda ödeyecekti. Oysa Telekom’un yıllık net kârı 2,150 milyar dolardı.23 Kâr beş yıl içinde hiç artmasa bile, bunun 1,048 milyar dolarıyla taksit ödenecek, üstüne bir yılda 1,102 milyar, beş yılda 5,510 milyar dolar kalacaktı. Bunun açık anlamı, Telekom’un, bedavaya verilmesi değil, üstüne 5 milyardan çok para ödenerek, yabancılara verilmesiydi.
Üretimine Son Verilenler
Özelleştirme uygulamalarının başladığı 1985’ten 2005’e dek geçen 20 yıl içinde, toplam olarak 188 devlet işletmesi özelleştirildi. “Teknolojik yenilenme”, “Serbest ticaret gelişimi” ya da “üretim artışı” gibi söylemlerle yapılmasına karşın, bu işletmelerden 8’i tasfiye edildi, 65’inde üretime son verildi. “Üretim zorunluluğu”yla özelleştirilen 10 kuruluşun ise bu yükümlülüğü 2007’de sona eriyor.
Özelleştirildikten sonra üretime son verilen devlet işletmelerinin bazıları şunlardır:Türkiye Zirai Donatım Kurumu; Manisa Kükürt İşletmesi, Sakarya Traktör Fabrikası;Et Balık Kurumu; Afyon, Kars, Bayburt, Bursa, Kastamonu, Gaziantep, Manisa Kombinaları;Gümüşhane Çimento Fabrikası; Orman Ürünleri Sanayi (ORÜS); Ulupınar, Pazarköy,Düzce, Ayancık, Bafra, Antalya, Bartın, Demirköy, Şavşat İşletmeleri; Süt Endüstrisi Kurumu (SEK); Afyon, Bayburt, Çanakkale, Erzincan, Erzurum, Havsa, Yatağan, Diyarbakır İşletmeleri; SEKA; Dalaman, Afyon, Akkuş, İşletmeleri; Sümerbank (Sümer Holding);Adana, Erzincan, Şanlıurfa, Denizli, Bakırköy, Çanakkale, Nazilli, İzmir, Beykoz Fabrikaları;TESTAŞ Aydın İşletmesi.24
Sonuç:
Özelleştirmelerle, binlerce işçi–mühendis–teknisyen işsiz kaldı. Faiz kıskacında üretimsizliğin ağır sorunlarını yaşayan Türkiye; sonu ulusal tükeniş olan bir yola sokularak, uluslararası ekonomik savaşımın girdabı bol bulanık sularında, korumasız ve rotasız bir gidişe sürüklendi.
Türkiye’deki üretimsizlik öyle bir düzeye ulaştı ki, bir zamanlar yaptıkları üretimle övünen sanayiciler, hızlı bir biçimde ticaret, pazarlama ve mali spekülasyona kaydılar, kurdukları mega marketlerde yabancı malları pazarlıyorlar. KOÇ Holding’inYönetim Kurulu Başkanı Rahmi Koç, 24 Ocak 2000 tarihinde şunları söyledi: “Şimdi iş aleminde yapımcılık değil de, satıcılık ve pazarlama mühim oluyor. Bildiğiniz o mal üretme devri yavaş yavaş kapanıyor. Bizim de ağır sanayiden yavaş yavaş hizmet sanayisine kaymamız lazım. Migros her hafta iki tane mağaza açıyor”.25
Masrafa Giden Gelir
Temeli 24 Ocak 1980 kararlarıyla atılan ve Turgut Özal hükümetleriyle uygulamaya geçilen “özelleştirme” girişimlerinin devlet bütçesine katkısı nedir? Çok düşük bedellerle de olsa satışlardan elde edilen gelirler nereye gitmiştir? Bu soruların yanıtlarıyla bir avuç yurtsever sendikacı, aydın ve bilim adamından başka ilgilenen olmadı. Özelleştirme uygulamaları, Türk halkının bilgisinden uzak tutulmaya çalışılan konular oldu.
Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nın (OİB), Özelleştirme Yüksek Kurulu’na (ÖYK) sunduğu rapora göre; 1986’dan 1999’a dek gerçekleştirilen özelleştirmelerden,“masraflar” çıktıktan sonra devletin elde ettiği gelir, yalnızca 200 milyon dolardır.26 13 yılda 4.8 milyar dolarlık satış yapılmış bunun için 4.6 milyar dolar “masraf” yapıldığı bildirilmiştir.27
Özelleştirme ve devir satışlarının en yoğun dönemi AKP yönetimindeki yıllar oldu. Recep Tayip Erdoğan “özelleştirme yapmazsak halka ihanet etmiş oluruz” diyordu. 2002-2013 arasındaki 11 yılda içinde rafineriler, demir çelik tesisleri ve limanların da olduğu tam 890 kamu malı değişik biçimlerle satılmıştır. Özelleştirme idaresi verilerine göre, 2002’den önce satılanlarla birlikte 56.7 milyar gelir elde edilmiş, bunun 15.5 milyar doları masrafa gitmiştir.28 Geri kalan paranın nerelere harcandığı bilinmemektedir.
DİPNOTLAR
01. “KİT Sisteminin İktisadi Değerlendirmesi Nicel İrdeleme, Özelleştirme Sorunları ve Politika Seçenekleri-Özet Rapor” KİGEM 1997, sf.33
03. “KİGEM Özet-Rapor” 1997, sf.32
05. Cumhuriyet 04,03,2000
06 . a.g.g. 04.03.2000
07. “KİGEM Özet-Rapor” 1997, sf.34
08. Hürriyet, 12 Ağustos 1998
09. Ali Rıza Aydın, www.odatv.com
10. Ahmet Atalık www.karabasan.net
12. “Tekel’in Kuleleri 100 Milyon Dolara TOBB’nin” Cumhuriyet 12.08.2005
13. “ÖİB Yardımıyla Özelleştirme” Murat Kışlalı, Cumhuriyet 20.06.2005
17. Makine Mühendisleri Odası Basın Açıklaması, 09.06.2005 http//www.mmo.org.tr
18. www.mmo.org.tr
19. “Karlı Şirket Kolay Özelleşir” Cumhuriyet, 27.05.2005
20. Hürriyet Ekonomi, 17.02.2000
21. “Telekom’da Özelleştirmenin Ardındaki Gerçekler” Erinç Yeldan, Cumhuriyet 06.07.2005
22. “FBI Yabancı Hisse İçin Uyardı” Cumhuriyet 03.06.1995
23. “Türk Telekom Oger’in” Cumhuriyet 02.07.2005 ve “Telekom’da Özelleştirmenin Ardındaki Gerçekler” Erinç Yeldan, Cumhuriyet 06.07.2005
24. “Özelleştirilen Kurum Kapanıyor” Emine Kaplan Cumhuriyet 26.05.2005
25. Sabah 25.01.2000
26. “Özelleştirme Sorgulanacak” Cumhuriyet 15.06.1999
28. www.oib.gov.tr.
(Gönderen Metin Aydoğan Kuramsal Aktarım)
6 Ağustos 2018 Pazartesi
BU, APAÇIK BİR İSRAFTIR. Devlet ve Millet malından israf edenler; Tüyü bitmemiş yetimin hakkıyla lüks, israf ve şatafat içinde yaşamak isteyenler "ancak, Milletin Düşmanı ve Türk Düşmanlarının dostlarıdırlar." Sorumluları ONURLU olmaya ve bu ihaleyi mutlaka iptal edip "insanca" yaşamaya davet ediyoruz.
MİLLETE İHANET ALAMETLERİ "lüks, saltanat, sefahat, gösteriş, israf, alâyiş ve şatafat" UNUTMAYINIZ!.. "Devletin Mali Deniz, Haksız-yolsuz ve suiistimal vasıtasıyla yiyenlerin-kanun, hukuk ve ahlâk yolu dışında, gyrimeşru yollardan mal edinenlerin tamamı istisnasız domuzdur. Prof. Dr. Yaşar Nuri ÖZTÜRK"

İsmail Kahraman’ın görevinin son günlerinde ilanı yayımlanan ancak “yüksek maliyet” gerekçesiyle iptal edilen lüks araç kiralama ihalesi araç sayısı da arttırılarak yeniden açıldı.
Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, geçtiğimiz günlerde iş dünyasından temsilcilerle yaptığı görüşmede "kamu harcamaları ile ilgili tasarruf tedbirleri alınmaya başlan" demişti. Ancak, 2017-2018 yılları için 30’u Volkswagen Passat, 34’ü Audi A-6 marka sürücüsüz araç kiralayan TBMM , seçimlere iki aydan daha az süre kala yeni bir araç kiralama ihalesine çıktı. TBMMBaşkanlığı, 2019 ve 2020 yıllarında kullanacağı tümü 1950 motor hacminde olacak araçların 28’i için ayrı, 38’i için ayrı teknik özellikler belirledi. 1 Haziran günü yapılması planlanan ve hem araçların lüks özellikleri hem de kısa süre önce kiralanan yeni araçlar olmasına karşın yenilerinin kiralanmak istenmesi nedeniyle tepki yaratan ihale 4 Haziran’da iptal edildi. İptal gerekçesi olarak da “Bütün tekliflerin alıma ayrılan ödeneğin/yaklaşık maliyetin çok üzerinde olduğu” açıklaması yapıldı.
Sayı arttı
24 Haziran seçimlerinin ardından meclisBaşkanlık Divanı’nın oluşmasıyla yeniden ihaleye çıkılmasına karar verildi. 20 Temmuz’da onaylanan yeni ihale kararıyla kiralanacak araç sayısı da 64’ten 66’ya çıkartıldı.
Birgün'den Nurcan Gökdemir'in haberine göre ihale şartnamesinde, 2018 model “0 kilometre” ve siyah renkli olacak araçların sahip olması istenen özelliklerinden bazıları şöyle:
“Dört silindir, turbo dizel motor, tam otomatik klima, renkli ekranlı Türkçe dil seçenekli yol bilgisayarı, ön ve arka park sensorü, sürücü yorgunluğu tespit sistemi, işitsel ve görsel uyarı ikazı, radyo, CD-MP3 çalar, araç içi orijinal halı ve kauçuk taban paspasları, dört bölgeli tam otomatik klima, deri döşeme, orta konsolda en az 6,5 inç ve üstü ekran, ısıtmalı ön ve arka koltuklar.”
Araçlara taşıt tanıma sistemi (TTS), otomatik geçiş sistemi (OGS), hızlı geçiş sistemi (HGS) ve araç takip sistemi (GPRS) takılması da istendi.
Yeni yöneticilere
Araçlar, 24 Haziran’dan sonra oluşan yeni Meclis’in başkanlık divanı üyeleri, grup başkanvekillikleri, komisyon başkanları ve uluslararası komisyon başkanlarının makam hizmetlerinde kullanılacak. 2017/2018 yılları için açılan iki yıllık ihaleyi kazanan Kopuz Otomotiv ve Turizm Sanayi Ticaret AŞ’den yine sürücüsüz 64 araç kiralayan TBMM , ulaşım hizmetleri için de Sözkur Turizm Otomotiv’den sürücülü kiraladığı 10 araca milyonlarca lira ödeme yaptı.
30’u Volkswagen Passat, 34’ü Audi A6 marka olduğu bilinen bu araçlara 2015 yılında 3 milyon 304 bin lira, 2016’da 3 milyon 643 lira ödendi. 2017’de yapılan ödeme 4.5 milyon liraya yaklaştı. TBMM makam hizmetleri için kullanılan bu araçların yanı sıra ulaştırma hizmetlerinde kullanılmak üzere de üç yıllığına 2 milyon 514 bin lira karşılığı 10 araç kiralandı. Ayrıca, panelvan minibüs tipi bir araç da yemekhane hizmetlerinde kullanılmak üzere Meclis’in kiralık araç filosuna katıldı.
MİLLET Meclisi'nin "koltuk ısıtmalı makam aracı" ihalesi yeniden açıldı!..
Hükümet, seçim dönemi yapılan büyük harcamalar ve ekonomi politikalarından kaynaklanan bütçe açığı ile başa çıkmak için israfla mücadele edeceğini söyler ve “tasarruf tedbirleri” uygulanacağını açıklarken her türlü imtiyazdan vareste olması "milli geleneklerimizin gereği olan" TBMM, yeni makam araçları kiralamak için ihaleye çıktı.
İsmail Kahraman’ın görevinin son günlerinde ilanı yayımlanan ancak “yüksek maliyet” gerekçesiyle iptal edilen lüks araç kiralama ihalesi araç sayısı da arttırılarak yeniden açıldı.
Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, geçtiğimiz günlerde iş dünyasından temsilcilerle yaptığı görüşmede "kamu harcamaları ile ilgili tasarruf tedbirleri alınmaya başlan" demişti. Ancak, 2017-2018 yılları için 30’u Volkswagen Passat, 34’ü Audi A-6 marka sürücüsüz araç kiralayan TBMM , seçimlere iki aydan daha az süre kala yeni bir araç kiralama ihalesine çıktı. TBMMBaşkanlığı, 2019 ve 2020 yıllarında kullanacağı tümü 1950 motor hacminde olacak araçların 28’i için ayrı, 38’i için ayrı teknik özellikler belirledi. 1 Haziran günü yapılması planlanan ve hem araçların lüks özellikleri hem de kısa süre önce kiralanan yeni araçlar olmasına karşın yenilerinin kiralanmak istenmesi nedeniyle tepki yaratan ihale 4 Haziran’da iptal edildi. İptal gerekçesi olarak da “Bütün tekliflerin alıma ayrılan ödeneğin/yaklaşık maliyetin çok üzerinde olduğu” açıklaması yapıldı.
Sayı arttı
24 Haziran seçimlerinin ardından meclisBaşkanlık Divanı’nın oluşmasıyla yeniden ihaleye çıkılmasına karar verildi. 20 Temmuz’da onaylanan yeni ihale kararıyla kiralanacak araç sayısı da 64’ten 66’ya çıkartıldı.
Birgün'den Nurcan Gökdemir'in haberine göre ihale şartnamesinde, 2018 model “0 kilometre” ve siyah renkli olacak araçların sahip olması istenen özelliklerinden bazıları şöyle:
“Dört silindir, turbo dizel motor, tam otomatik klima, renkli ekranlı Türkçe dil seçenekli yol bilgisayarı, ön ve arka park sensorü, sürücü yorgunluğu tespit sistemi, işitsel ve görsel uyarı ikazı, radyo, CD-MP3 çalar, araç içi orijinal halı ve kauçuk taban paspasları, dört bölgeli tam otomatik klima, deri döşeme, orta konsolda en az 6,5 inç ve üstü ekran, ısıtmalı ön ve arka koltuklar.”
Araçlara taşıt tanıma sistemi (TTS), otomatik geçiş sistemi (OGS), hızlı geçiş sistemi (HGS) ve araç takip sistemi (GPRS) takılması da istendi.
Yeni yöneticilere
Araçlar, 24 Haziran’dan sonra oluşan yeni Meclis’in başkanlık divanı üyeleri, grup başkanvekillikleri, komisyon başkanları ve uluslararası komisyon başkanlarının makam hizmetlerinde kullanılacak. 2017/2018 yılları için açılan iki yıllık ihaleyi kazanan Kopuz Otomotiv ve Turizm Sanayi Ticaret AŞ’den yine sürücüsüz 64 araç kiralayan TBMM , ulaşım hizmetleri için de Sözkur Turizm Otomotiv’den sürücülü kiraladığı 10 araca milyonlarca lira ödeme yaptı.
30’u Volkswagen Passat, 34’ü Audi A6 marka olduğu bilinen bu araçlara 2015 yılında 3 milyon 304 bin lira, 2016’da 3 milyon 643 lira ödendi. 2017’de yapılan ödeme 4.5 milyon liraya yaklaştı. TBMM makam hizmetleri için kullanılan bu araçların yanı sıra ulaştırma hizmetlerinde kullanılmak üzere de üç yıllığına 2 milyon 514 bin lira karşılığı 10 araç kiralandı. Ayrıca, panelvan minibüs tipi bir araç da yemekhane hizmetlerinde kullanılmak üzere Meclis’in kiralık araç filosuna katıldı.
26 Temmuz 2018 Perşembe
Rumlar, Ermeniler ve diğerleri asla unutmuyor. Üstelik alçakça yalan söyleyip kalleşçe iftira ediyorlar. Biz de halkımıza, ırkımıza ve korumasız "masum-müsemma" insanlara yapılan mezalim, soykırım, zulüm, haksızlık, düşmanlık ve işkenceleri kesinlikle unutmayacağız...
Kıbrıslı masum, müsemma ve korumasız Şehitlerimiz: Nevin Mahmut ve kızları ile Ülfet Osman ve kızı.. Bir Rum taksiciye parasını verip kendilerini Limasol'dan kuzeye eşlerinin yanına götürmesini istemişlerdi... Emanete hıyanette en alçak, hain ve kalleş mahlukattan olan elen domuzları tarafından alçakça Tecavüz edilerek, işkence görerek ve kurşuna dizilerek küçücük evlatları ile acımasızca, hunharca katledildiler.. Bunların kanını yerde koyan (eğer alınmamış ve lânetli palikarya cezalandırılmamışsa) intikamını almayan sorumlu hükümet mensupları kahrolsun, Allah bin türlü belâlarını versin ve (müştereken ilgili bütün) sorumlularla birlikte mahv ve helâk olsunlar inşallah...
24 Temmuz 2018 Salı
CHP'de neler oluyor?.. CESURYORUM (Hayrullah Mahmud Özgür) -"Alman'ın kendi çıkarı için doğru olan Türkiye'nin bekaası için ne kadar doğru?! Türkiye'nin bekaa'sı, rejim'i adına herkes elini taş'ın altına koymak zorunda! Real politik'ten kaynaklı o baş'lar zaten İsrail/İran makas'ında!"
CESUR YORUM & HAYRULLAH MAHMUD ÖZGÜR
Yerel seçimler öncesinde örgüt'ün içini Kemal Kılıçdaroğlu'cular, Muharrem İnce'ciler diye böldüler, saflaştırıyorlar.
Kurultay olmuş olmamış önemli değil.
CHP seçmen'i parti'nin tepe'sine küskün.
24 Haziran hayal'kırıklığına dair hesap veren kimse çıkmadı.
"İnsan zekası"na hakaret birkaç özür mesajı ile geçiştirilebilir bir şey değil bu!
Neticede seçmen özde laik, özde Atatürkçü!
Başka?!
(Hayrullah Mahmud ÖZGÜR)
24 Haziran denkleminde, 'Siyasal İslam'ın emrine girmiş bir CHP tablosu var; Kılıçdaroğlu'ndan, İnce'sine kadar!
AKP istese de tek başına yüzde 50'nin üzerine çıkamaz, içinde ödünç "merkez sağ" oy'lar var.
Özal'ın ANAP'ı gibi dört eğilimli, fast food parti.
CHP ise "merkez sol" bir parti.
AKP istese de CHP'den oy alamaz, CHP istese de AKP'den oy kaydıramaz!
AKP içindeki merkez sağ oy'ları eski adresine kaydıracak bir yapının ortaya çıkması gerekiyor.
Ne var ki, bu anlamda kurulan İYİ Parti çok hızlı şekilde MHP'lileşti.
Akşener TBMM dışında kaldı, parti'nin TBMM'deki fiili lideri konumuna Koray Aydın geçti.
Devlet Bahçeli'nin İYİ Parti içine uzanan eli vs.
CHP, fabrika ayarlarına dönmeli ama hangi fabrika ayarları?!
BOP'taki CHP ile Atatürk'ün CHP'si arasında çok fark var.
Bir kez ezber'i düzeltelim:
Türkiye'yi kuran parti CHP ise anlaşılması gereken şudur:
DP dahil diğer tüm partiler de o CHP'nin içinden çıkmadır.
Yani?!
Abdülkadir Selvi gibi "şark kurnazı" istihbarat artığı yazarların anlaması gereken şudur:
AKP, "3 Y" üzerinden iktidar oldu!
Selvi ya da diğer AKP'li kalemlerden kaçı şimdiye kadar kaç yolsuzluk haberi yazmış?!
AKP içindeki hangi demokrasi dışı uygulamaları eleştirmiş?!
Bıraktım diğer konuları sadece TELEKOM, Yüce Divan'lık dosya!
Gökçek?!
Yoksulluk, Yasaklar ve de büyük yalanlar?!
"CHP, 24 Haziran'da, rejim tartışması açmayarak doğru yaptı" diyenler, ya yabancı bir istihbarat servis'inin buradaki etki ajanı oldukları için böyle söylüyorlar ya da "veled-i zina" oldukları için böyle konuşuyorlar.
CHP'nin şimdiye kadar yaptığı ılımlı islam ya da Barzan açılım'ından elde ettiği fayda nedir?!
Türkiye adın adım parçalanmaya giderken CHP'nin erkete'de ne işi var?!
Beş vakit namaz'ında olan yazar çizer tayfa tüyü bitmemiş yetim'in hakkına sahip çıkmayacak ise ne işleri var namaz'da hac'da!?
FETÖ'nün varlığını 15 Temmuz'da, Adnan Hoca'nın varlığını NATO zirvesi sırasında hatırlayanlar kaç yıldır iktidar'da?!
Muharrem İnce'nin ödünç oy'larını gerçek kabul edecek olursak, genel başkan olması halinde değişecek bir şey var mı?!
MİT'in yazarı Selvi, AKP içindeki merkez sağ oy'ları İnce'ye akıtmayacak ise kim, kimin zekası ile alay ediyor, hem de ar damarı çatlamış bu ortamda?!
CHP'nin lideri Baykal genel başkan'ken neyin ne kadar değişebildiği ortada!
Hayalci olmamak elzem, her daim ayak'lar yere sağlam basmalı.
CHP, 2010 sonrasında bıyık'ını kesti anladık ama işlevsel olan yön'ünü kesmeye gerek var mıydı, YOBAZ BOP'un ruhu'na uyum sağlamak adına!
Sakal'lıların iktidar'ında, OHAL'i protesto etmek için sakal uzatıp protesto eden akıl da CHP'li ise kim hangi yol'da?!
Bazen şekil önemlidir, bazen içerik, bu tür dönemlerde ise hem şekil hem içerik!
"Radikal Laik" Önder Sav, CHP'den tasfiye olurken nasıl tasfiye edildiği sır değil, karşısında söyleşi yapmak için gelen Akit muhabiri vardı!
http://www.yenicaggazetesi. com.tr/saadet-partili- karadumandan-dikkat-ceken- turban-cikisi-199151h.htm
Sav CHP içindeki bir uç ise diğer uç da bugünkü oryantalist ılımlı islam sol yapı!
Makul nedir ne değildir, yeniden tanımlanmalı!
Bu kapsamda, CHP'yi, AKP ile mukayese etmek elma ile armut'u mukayese etmekten farksız!
Gazi Mustafa Kemal, referandum'a gidip sorgulasaydı, sandıktan "Laik Türkiye Cumhuriyeti" çıkar mıydı?!
Karabekir gibi bir paşa'nın anlamadığını kaç kişi anlardı?!
Sandık'a gitse yüzde kaç oy çıkardı?!
Birey olmanın, '1 Oy'un ne olduğunu bilmeyen, Avrupa bir şehir adı mıdır, yoksa ülke, kıta vb midir, bilinmeyen, ayırt edilemeyen bir ortamda girilen "medeniyet yol"unda kavramları yerli yerinde kullanmak elzem.
Çağ'ın ruhu, dönemin koşulları her daim önemli.
Demokrasi, "demokrasi karşıtları"nın hayallerini gerçekleştirebilmesi için amaç'a giden yol'da "araç" olarak kullandıkları bir yönetim şekli değildir.
Vatandaş kandırılıyor ise burada kabahat sadece iktidar'da değil, muhalefet, medya, işdünyası vb kim varsa, hepsinde!
CHP'nin içindeki "Avanak Demokratlar" üzerinden yükseldi karşı devrim, karşı darbe!
AKP; Atatürk, İsmet Paşa vb her şeyi tartışıyor, tartıştırıyor ama kendi yanlışları hariç.
İnce'yi arkalayan Ahmet Hakan'ın duruş'u Selvi'den farksız.
Her defasında oyuna gelen kim, CHP içindeki "avanak demokrat"lar!?
Nüans?!
AKP'nin, Akit'çilerin, MİT'çilerin oyun'una gelmek yerine, "CHP, laik Türkiye'nin, medeni dünya'nın nüfuz oy alanını ilerletmeye" bakmalıydı.
Siyasal islam ya da siyasal kürt oy'ları meşru'laştırma ya da o partilere benzeme yarışına girmemeliydi.
Dönem'in şartlarını hiçbir zaman yok sayamazsınız!
Ecevit'in yüzde 42'leri tırmalayan oy'u ekranlarda tekrar edilip durur da, her nedense yıllarca baraj altında kalan oy'ları sorgulanmaz!
"Kıbrıs Fatihi" Ecevit'in final sahnesinde söylediği söz hala kulaklarda:
"Apo'yu neden verdiler halen anlamadım!"
Kaldı ki, Ecevit'in DSP'sinden Erbakan'ın MSP'sine, RP'sine oy geçişkenliği olduğu bir ortamdan bu ortama.
Erbakan/Ecevit'in, 1990'lardaki oy tabanı da benzerdi.
Ne var ki, Önder Sav'ın "radikal laik CHP'si" çok gerilerde kaldı.
Şimdi CHP yönetimi de AKP de aynı menü'yü seçmene pazarlıyor.
AKP, "Jakoben Laik" günlerden kalma bir söylem ile CHP'yi öteleyip seçmenini hep yanında tutuyor, konsolide ediyor!
"Ben gidersem öcü CHP'liler gelir!" alt mesajı.
Mevcut CHP yönetimi ise Erdoğan'dan oy çalabiliriz umut'u ile başörtülü, takke'li seçmen'e şirinlik peşinde!
Oksimoron.
Mevcut CHP duruş'u, Kılıçdaroğlu ya da ince fark etmez, 'karşı darbe'nin değirmenine su taşıyor!
Kılıçdaroğlu, "kontrollü darbe" argümanını ilerletip mesafe almaz ise süreç'in içinde kaybolur, "netice" almak için "somut" adım atmak zorunda!
Rüzgar, bu defa Erdoğan için ters yönden esiyor.
Kaldı ki, salata "çorba" değildir!
Salata'da kullanılan malzemeler de kendine özgüdür.
Soru:
'İttifak'ı ve/veya 'Güçbirliği'ni çorba'ya çevirmek kim ya da kimlerin akıl'ı?!
Salata'da "limon" limon tadındadır, "domates" domates, "salatalık" kibarlık edip havuç'a benzemeye çalışmaz, soğan, maydanoz, nane vb her ne varsa kendi adı ve tadı ile kase'nin içindedir.
Çorba'da ise tüm tad'lar, kullanılan malzemeler dönüşmüştür.
24 Haziran sandığı'nda görüldü ki, ittifak'a katılan partiler'in hepsi kendi adında ve de tad'ında, CHP hariç.
Kaldı ki, uzun zamandır CHP'de "CHP tadı" yok!
Çakma AKP tadı var.
Atatürk adı altında yüceltilen Gülen var, Gökçek var, Nur'cular var.
Yarın Bahçeli "referandum"a gidelim deyip "Halifelik" teklif etse, bu defa da CHP "Halifelik" için mi aday gösterecek?!
Matruşka BOP'ta ve/veya istihbarat savaşları'nda, Almanlar "CHP"yi "İngiliz" diye kod'ladıkları için kişiliği, karakteri ne varsa her şeyi ile oynadılar, oynattılar.
Alman'ın kendi çıkarı için doğru olan Türkiye'nin bekaası için ne kadar doğru?!
Türkiye'nin bekaa'sı, rejim'i adına herkes elini taş'ın altına koymak zorunda!
Real politik'ten kaynaklı o baş'lar zaten İsrail/İran makas'ında!
CHP, "CHP"ye benzesin yeter, kelek karpuz'dan istese de kimse tad alamaz!
--
"Biz Türk’üz, tam manasıyla Türk’üz! İşte o kadar!
Asya için ve Avrupa için bizim konumumuz aynıdır.
Dostlara sahip bulunmak, tam bağımsızlığımızı korumak, her şeyi Türk cephesinden değerlendirmek! Bu gerçekçi görüştür. Osmanlı İmparatorluğu’nu mahveden ideolojiye tepkidir." Gazi Mustafa Kemal, 1921
--
EY KUL!
KAPILARDAN GEÇERKEN;
TÜRKLÜĞÜNÜ UNUTMA,
NE MUTLU TÜRK'ÜM DEMEK İÇİN..
CUMHURİYET'E SAHİP OL,
DEVLETİNİ SEVMEK İÇİN..
HAYATI DOĞRULUKLA KUR,
DOĞRUYU ÖĞRENMEK İÇİN..
İTİMADI KAYBETME,
İTİBARI KAZANMAK İÇİN..
KENDİNİ İYİ TANI,
CÜMLE ALEME TANITMAK İÇİN..
İNSANI SEVDİĞİNİ SÖYLE,
SEVGİYE ALIŞMAK İÇİN..
TOPLULUĞA KENDİNİ ADA,
SENİNLE OLAN İNSANLAR İÇİN..
İŞİNİ, AŞINI, BİLGİNİ PAYLAŞ,
PAYLAŞANLA OLMAK İÇİN...
Nusret DEMİRAL
--
"Muhterem Milletim'e şunu tavsiye ederim ki; sinesinde yetiştirerek başına taç ettiği adamların kanındaki ve vicdanındaki cevheri asliyi çok iyi tahlil etmek dikkatinden, bir an feragat etmesinler...'' Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK
--
''Bizler; Gözünde Vatanını,
Gönlünde ATATÜRK ilke ve İnkılaplarını tutabilen,
Vicdanında dinini saklayabilen,
Milliyetçilik ve laiklik düşüncesi içinde görev yapanlardanız.''
Nusret DEMİRAL, DGM (Onursal) Cumhuriyet BaşSavcısı
--
e-posta ile gönderdiğim tüm demokratik protesto, bilgi, haber, yorum ve sosyal/siyasal içerikli paylaşımlar TC Anayasa'sının;
MADDE 24/3: Kimse, dinî ayin ve törenlere katılmaya, dinî inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dinî inanç ve kanaatlerin den dolayı kınanamaz ve suçlanamaz.
MADDE 25: Herkes düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir.
MADDE 26: Herkes düşünce ve kanaatlerini; söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir.
YGK: Şiddet çağrısı içermedikçe sözlü ve yazılı ifadeler cezalandırılamaz.
Bu düşünceler şok edici bile olsa...
(Yargıtay Genel Kurul Kararı)
Demokratik düşünce ve kanaatlerimin engellenmesi ve/veya şiddet/baskı altına alınması, bu nedenle, "hakkımda olası her türlü anti-demokratik yasal girişimi" TC Anayasası, AİHM ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi kapsamında, her türlü yasal haklarım saklı kalmak üzere, peşinen reddederim.
23 Temmuz 2018 Pazartesi
80 yıl önce sansürlenen "Mustafa Kemal ATATÜRK'e ait" orijinal mektup bulundu!.. (Araştırmacı-Yazar Atilla Oral’ın yeni çıkan “Atatürk’ün Sansürlenen Mektubu” adlı kitabında Atatürk’ün 80 yıl önce Türk Tarih Kurumu’na yazdığı ve birkaç satırı hariç tam metni bugüne kadar hiç yayınlanmamış 21 sayfalık mektubun orijinali yer alıyor.)
80 yıl önce sansürlenen "Mustafa Kemal ATATÜRK'e ait" orijinal mektup bulundu!..



(Gazete HABER-TÜRK, 19.06.201-Bülent Günal)
Araştırmacı-Yazar Atilla Oral’ın yeni çıkan “Atatürk’ün Sansürlenen Mektubu” adlı kitabında Atatürk’ün 80 yıl önce Türk Tarih Kurumu’na yazdığı ve birkaç satırı hariç tam metni bugüne kadar hiç yayınlanmamış 21 sayfalık mektubun orijinali yer alıyor.
Atatürk’ün 80 yıl önce Türk Tarih Kurumu’na yazdığı ve birkaç satırı hariç tam metni bugüne kadar hiç yayınlanmayan mektubu bulundu! Araştırmacı-Yazar Atilla Oral’ın “Atatürk’ün Sansürlenen Mektubu’’ adlı kitabında bu şaşırtıcı gerçeğin detayları ve Atatürk’ün sert bir dille kaleme aldığı 16-17 Ağustos 1931 tarihli 21 sayfalık mektubun tam metni ilk kez yayınlandı. Oral, Atatürk’ün Yalova’dan yazdığı mektubun 80 yıl boyunca gizlendiğini, bazı bölümlerinin tahrif edildiğini söyledi:
Atatürk’ün sansürlenen mektubu bulundu.



Atatürk’ün sansürlenen mektubu bulundu
“Mektubun sadece birkaç satırı Türk Tarih Kurumu’nca yayınlandı. O satırlar arasında Atatürk’ün ünlü, ‘Tarih yazmak tarih yapmak kadar mühimdir! Yazan, yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat, insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır. Siz buna razı mısınız?’ cümlesi de yer alıyor. ‘Siz buna razı mısınız?’ cümlesi bile sansürlenip kesildikten sonra Atatürk’ün bu ünlü sözü Türk Tarih Kurumu’nun merkez binasında mermer levhalara kazındı.’’
ATATÜRK ÇOK KIZMIŞ
Oral kitabında mektupla ilgili şu bilgileri veriyor: “(...) Konu ders kitaplarının hazırlanması ile ilgili. Atatürk tarih yazımı için ‘Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti’ni görevlendiriyor. Cemiyet, liselerde okutulacak tarih kitaplarının yazımına başlıyor. ‘İslam Tarihi’ ve ‘Türklerin İslam’daki Yeri’ ile ilgili bölümü ise Mısır’daki ünlü El Ezher Camii ve Üniversitesi mezunu Zakir Kadiri hazırlıyor. Atatürk, Arap milliyetçiliğini ön planda tutan bu bölümlere itiraz ediyor, bazı düzeltmelerin yapılmasını istiyor. Ancak düzeltmeler istediği gibi yapılmayınca adeta ateş püskürüyor.”
MEKTUPTA NELER YAZIYORDU?
“Muhammed’in halifesi unvanını taşımak maskaralığında bulunanlar (...) Bir hırka ve bir hurma hikâyesi artık bir insanlık erdemi olarak gösterilmek felsefesi esas tutularak tarih yazılmamalıdır. Bunun gibi Arap ordularının birçok esirlerinden bir köle sınıfı vücuda geldiği bahsedilirken bu kölelerin Türk çocukları olduğu dile getirilerek hangi taraf için ne anlamda bir övünme nedeni arandığını araştırılıp incelenmeden Türk tarihi içine konulmamalıdır. Şüphesiz Türkler çok kahraman evlatlar (...) ilim, sanat ve bilhassa askerlik ve başkumandanlık mevkilerini elde etmişlerdir ve sonuçta Arap imparatorluğu unvanını taşıyan bütün memleketlerde birinci derecede güç ve hâkimiyet sahibi olmuşlardır. En nihayet Muhammed’in halifesi unvanını taşımak maskaralığında bulunanları emir ve iradelerine boyun eğdirmişlerdir.’’
'NOTLARI DÜZELTİRKEN...'
“Teyfik Beyefendi! (Dönemin Türk Tarih Kurumu Başkanı Tevfik Bıyıklıoğlu) Zakir Kadiri’nin ahmakçasına notlarını düzeltirken bu noktalara dikkat buyurunuz. Sonradan uydurma bir eser meydana getirerek ardından pişman olmaktansa hiçbir eser meydana getirememek beceriksizliğini itiraf etmek daha iyidir. İlim alanında şüpheli olmak, Mısır’ın Camii Ezher’i mezunlarına inanmaktan daha iyidir.’’
ÇÖPTE BULUNDU İDDİASI
Oral, mektubun bulunuş hikâyesini şöyle anlatıyor:
“Beyoğlu Hazzopulo Pasajı’nda düzenlenen kitap ve fotoğraf müzayedelerinin birinde Türk Tarih Kurumu eski Genel Sekreteri Uluğ İğdemir’e ait çeşitli belgeler satışa çıktı. Bu belgeler içinde Atatürk’ün el yazısı mektup sayfalarının yıllar önce çoğaltılmış eski kopyaları da vardı. Belgeleri satın aldım. Dokümanları müzayedeye getiren sahaf arkadaşım belgelerin çöpten çıktığını söyledi.’’
ZAKİR KADİRİ KİMDİR?
Aslen Türkistanlı olan Zakir Kadiri Ugan 1878 yılında dünyaya geldi. Mısır’daki El Ezher Üniversitesi’nde eğitim gördü. Ders kitapları için hazırladığı İslam tarihi ve Türklerin İslam’daki Yeri konularını, Camii Ezher Medresesi şeyhlerinin kabul ettiği Arap milliyetçiliği düşüncesine göre yazınca Atatürk’ü çileden çıkardı.



(Gazete HABER-TÜRK, 19.06.201-Bülent Günal)Araştırmacı-Yazar Atilla Oral’ın yeni çıkan “Atatürk’ün Sansürlenen Mektubu” adlı kitabında Atatürk’ün 80 yıl önce Türk Tarih Kurumu’na yazdığı ve birkaç satırı hariç tam metni bugüne kadar hiç yayınlanmamış 21 sayfalık mektubun orijinali yer alıyor.
Atatürk’ün 80 yıl önce Türk Tarih Kurumu’na yazdığı ve birkaç satırı hariç tam metni bugüne kadar hiç yayınlanmayan mektubu bulundu! Araştırmacı-Yazar Atilla Oral’ın “Atatürk’ün Sansürlenen Mektubu’’ adlı kitabında bu şaşırtıcı gerçeğin detayları ve Atatürk’ün sert bir dille kaleme aldığı 16-17 Ağustos 1931 tarihli 21 sayfalık mektubun tam metni ilk kez yayınlandı. Oral, Atatürk’ün Yalova’dan yazdığı mektubun 80 yıl boyunca gizlendiğini, bazı bölümlerinin tahrif edildiğini söyledi:
Atatürk’ün sansürlenen mektubu bulundu.



Atatürk’ün sansürlenen mektubu bulundu
“Mektubun sadece birkaç satırı Türk Tarih Kurumu’nca yayınlandı. O satırlar arasında Atatürk’ün ünlü, ‘Tarih yazmak tarih yapmak kadar mühimdir! Yazan, yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat, insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır. Siz buna razı mısınız?’ cümlesi de yer alıyor. ‘Siz buna razı mısınız?’ cümlesi bile sansürlenip kesildikten sonra Atatürk’ün bu ünlü sözü Türk Tarih Kurumu’nun merkez binasında mermer levhalara kazındı.’’
ATATÜRK ÇOK KIZMIŞ
Oral kitabında mektupla ilgili şu bilgileri veriyor: “(...) Konu ders kitaplarının hazırlanması ile ilgili. Atatürk tarih yazımı için ‘Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti’ni görevlendiriyor. Cemiyet, liselerde okutulacak tarih kitaplarının yazımına başlıyor. ‘İslam Tarihi’ ve ‘Türklerin İslam’daki Yeri’ ile ilgili bölümü ise Mısır’daki ünlü El Ezher Camii ve Üniversitesi mezunu Zakir Kadiri hazırlıyor. Atatürk, Arap milliyetçiliğini ön planda tutan bu bölümlere itiraz ediyor, bazı düzeltmelerin yapılmasını istiyor. Ancak düzeltmeler istediği gibi yapılmayınca adeta ateş püskürüyor.”
MEKTUPTA NELER YAZIYORDU?
“Muhammed’in halifesi unvanını taşımak maskaralığında bulunanlar (...) Bir hırka ve bir hurma hikâyesi artık bir insanlık erdemi olarak gösterilmek felsefesi esas tutularak tarih yazılmamalıdır. Bunun gibi Arap ordularının birçok esirlerinden bir köle sınıfı vücuda geldiği bahsedilirken bu kölelerin Türk çocukları olduğu dile getirilerek hangi taraf için ne anlamda bir övünme nedeni arandığını araştırılıp incelenmeden Türk tarihi içine konulmamalıdır. Şüphesiz Türkler çok kahraman evlatlar (...) ilim, sanat ve bilhassa askerlik ve başkumandanlık mevkilerini elde etmişlerdir ve sonuçta Arap imparatorluğu unvanını taşıyan bütün memleketlerde birinci derecede güç ve hâkimiyet sahibi olmuşlardır. En nihayet Muhammed’in halifesi unvanını taşımak maskaralığında bulunanları emir ve iradelerine boyun eğdirmişlerdir.’’
'NOTLARI DÜZELTİRKEN...'
“Teyfik Beyefendi! (Dönemin Türk Tarih Kurumu Başkanı Tevfik Bıyıklıoğlu) Zakir Kadiri’nin ahmakçasına notlarını düzeltirken bu noktalara dikkat buyurunuz. Sonradan uydurma bir eser meydana getirerek ardından pişman olmaktansa hiçbir eser meydana getirememek beceriksizliğini itiraf etmek daha iyidir. İlim alanında şüpheli olmak, Mısır’ın Camii Ezher’i mezunlarına inanmaktan daha iyidir.’’
ÇÖPTE BULUNDU İDDİASI
Oral, mektubun bulunuş hikâyesini şöyle anlatıyor:
“Beyoğlu Hazzopulo Pasajı’nda düzenlenen kitap ve fotoğraf müzayedelerinin birinde Türk Tarih Kurumu eski Genel Sekreteri Uluğ İğdemir’e ait çeşitli belgeler satışa çıktı. Bu belgeler içinde Atatürk’ün el yazısı mektup sayfalarının yıllar önce çoğaltılmış eski kopyaları da vardı. Belgeleri satın aldım. Dokümanları müzayedeye getiren sahaf arkadaşım belgelerin çöpten çıktığını söyledi.’’
ZAKİR KADİRİ KİMDİR?
Aslen Türkistanlı olan Zakir Kadiri Ugan 1878 yılında dünyaya geldi. Mısır’daki El Ezher Üniversitesi’nde eğitim gördü. Ders kitapları için hazırladığı İslam tarihi ve Türklerin İslam’daki Yeri konularını, Camii Ezher Medresesi şeyhlerinin kabul ettiği Arap milliyetçiliği düşüncesine göre yazınca Atatürk’ü çileden çıkardı.
20 Temmuz 2018 Cuma
MUTLAKA HESABI SORULMALIDIR: "Bu Güne Kadar Bu Şer, Şeamet, Felâket , Terör-Tedhiş ve Soygun-Vurgun Örgütüne "NEDEN VE NİÇİN "Göz Yumdunuz?.. Bunlar gibi, sahada ne kadar insanlık düşmanı "ORGANİZE" örgüt var. Köklerinin kurutulmamasının nedeni ne?..
REZİL BİR FETO SKANDALI DAHA!.. ADNAN OKTAR "ORGANİZE SUÇ ÖRGÜTÜ" SALTANATI!..
Tek seferde 400 bin liralık alışveriş yaptırıyormuş..
"Bunları, yıllardır kimler idare ve himaye ediyordu acaba?.."
(HÜRRİYET: 20 Temmuz 2018-İpek ÖZBEY)
Adnan Oktar ve grubuna yönelik operasyona ilişkin Emniyet kaynaklarının verdiği bilgiye göre, ‘kedicikler’ olarak bilinen kadınlara her gün düzenli olarak bipolar bozukluklarda kullanılan ve sakinleştirici etkisi de olan lityum hapı verilmiş. Oktar için bir mağazada tek seferde 400 bin liralık alışveriş yapıldığı kaydedildi.

BİR DE BU MESELE VAR:
Tek seferde 400 bin liralık alışveriş yaptırıyormuş..
"Bunları, yıllardır kimler idare ve himaye ediyordu acaba?.."
(HÜRRİYET: 20 Temmuz 2018-İpek ÖZBEY)
Adnan Oktar ve grubuna yönelik operasyona ilişkin Emniyet kaynaklarının verdiği bilgiye göre, ‘kedicikler’ olarak bilinen kadınlara her gün düzenli olarak bipolar bozukluklarda kullanılan ve sakinleştirici etkisi de olan lityum hapı verilmiş. Oktar için bir mağazada tek seferde 400 bin liralık alışveriş yapıldığı kaydedildi.
Adnan Oktar ve kedicikleri Tek seferde 400 bin liralık alışveriş yaptırıyormuş. ADNAN Oktar ve grubuna yönelik operasyonla ilgili Emniyet kaynaklarının verdiği bilgiler dikkat çekici. Buna göre, erkeklerde örgütte yükselme kriteri Adnan Oktar’a getirdiğiniz para ve kadınla eşdeğer.
ERKEKLERİN YÖNTEMİ
Ne kadar çok kadın ve para getirirseniz konumunuz o kadar yükseliyor. Bu zengin, yakışıklı erkeklerin hepsinin bir bölgesi olduğu iddia ediliyor. Bilgisine başvurduğumuz polis kaynağı, iş bölümünü şöyle anlatıyor: “Örneğin biri Kanyon’a, biri İstinye Park’a, biri Cihangir’e, biri Bebek’e gidiyor. Kafede oturmaya başlıyor, burada kızlarla tanışıyorlar. Hepsi kendini ilk olarak ‘Zenginim ve aile düzenine çok önem veriyorum. Evlilik dışı birlikteliği zaten istemiyorum, amacım evlenmek’ diye tanıtıyor. İlişki böyle başlıyor, kızı birlikte olmaya ikna ediyor. Beraberlikleri sırasında biri elinde telefonla, sanki içeride bir şeyini unutmuş gibi girip çekmeye başlıyor. Birçoğu ‘Biz evleneceğiz ama ne kadar çok birliktelik yaşarsan cinsel yönden o kadar iyi bir seviyeye gelirsin ve kocanı o kadar mutlu edersin’ diyerek ikna ediliyor. Sonra ev arkadaşına, başka birine derken, kızlar bir sarmala giriyor ve işin içinden çıkamıyor. Çıkmak isteyen ise eldeki görüntüyle tehdit ediliyor. ‘Sen kendinden vazgeçebilirsin ama anneni, babanı, kardeşini, akrabalarını sokağa çıkamaz hale getiririz’ diyorlar.”
ALTIN İPLİKLİ TAKIM ELBİSE
Polis kaynakları, yaptıkları teknik takibe göre, kediciklerin çoğunun gruba tehditle girdiğini iddia ediyor: “Yüzde 90’ı sonra oraya ait hale geliyor. Bir anne var; örgütteyken doğum yapıyor, yedi yaşındayken çocuğunu bırakıyor. On senedir görmüyor. Emniyet güçleri çocuğunun fotoğrafını gösterdiğinde tanıyamıyor bile artık.”
Yine polisin verdiği bilgiye göre; örgütün 200 milyon doları var. Üyeler elde bir çanta dolusu parayla Kanyon’a ya da İstinye Park’a gidiyor. Bir mağazaya girip 300-400 bin liralık alışveriş yapabiliyorlar. Emniyet kaynağı, takip sonucu bir girişte Paşabahçe’den 80 bin liralık alışveriş yaptıklarına bile şahit olduğunu belirtiyor: “Lüks mağazalarda Adnan Hoca’nın vücut ölçüleri alınıyor, o ölçüler yurtdışına gidiyor, dikilip tekrar geliyor. Çizgili ceketlerindeki sarı çizgiler altın iplikle dikiliyor. Adnan Oktar’ın favorilerinden biri ‘Benim tişörtüm yok’ diyor mesela. Erkeklerden biri gidiyor, en lüks mağazadan aynı tişörtten 30 tane alıp geliyor.”
‘BU DA BİR CASUSLUK TÜRÜ’
Casusluk faaliyetinin nasıl yürütüldüğünü sorduğumuz yetkili şöyle cevap veriyor: “Diyelim ki Türkiye arasında bir sorun var. İsrailliler talimat veriyor: ‘Bununla ilgili bir kamuoyu oluştur...’ Sosyal medya zaten ellerinde. Sosyal medyacılara etek dolusu para ödüyorlar. Dergilere, gazetelere istediklerini yazdırıyorlar. Yurtdışında rahip, haham gibi din adamları üzerinde etkileri var. Bir şekilde İsrail’den gelen talimat doğrultusunda o algıya hizmet ediyorlar. Bu da bir casusluk türü.”
YA ZENGİN YA YAKIŞIKLI YA EĞİTİMLİ
“116 eve baskın yapıldı. Dragos adı verilen köşkte yaşayanlar üst kadro ile örgüte yeni kazandırılmış kurbanlardan oluşuyor. Diğerleri aynı FETÖ yapılanması gibi hücre evlerinde yaşıyor. Çalışanlar maaş kartlarını imam bacıya veriyor -ki çok az çalışan var. İhtiyaçları örgüt tarafından karşılanıyor. Kadınların tek başına sokağa çıkmaları yasak. Bankadaki işini bile yanlarında biri olmadan halledemiyorlar.
Gruba dahil olmanın üç şekli var: Ya çok zengin olacaksın, ya çok yakışıklı ya da çok iyi eğitimli. Bu sistemin dışındaysan turnikeden geçmeden örgüte dahil olamıyorsun. Turnike aynı zamanda bir cezalandırma yöntemi. Adnan Hoca kediciklerin o baygın bakışlarını beğenmiyorsa, ‘Bu bana istediğim gibi bakmadı’ diyerek ‘Gereğini yapın’ talimatı veriyor. Kızı turnikeye alıyorlar; ikinci bir emre kadar orada kalıyor. Kedicikler eve girer girmez yeşil reçeteli lityum ilaçları veriliyor ve bunlar düzenli olarak kullanılıyor. Dayak ve aşağılama da bir cezalandırma yöntemi. Şantaj için sadece kedicikler değil eskort kızlar ve yabancı kadınlar da kullanılıyor. Önemli olan o kaydın çekilmesi.”
***ERKEKLERİN YÖNTEMİ
Ne kadar çok kadın ve para getirirseniz konumunuz o kadar yükseliyor. Bu zengin, yakışıklı erkeklerin hepsinin bir bölgesi olduğu iddia ediliyor. Bilgisine başvurduğumuz polis kaynağı, iş bölümünü şöyle anlatıyor: “Örneğin biri Kanyon’a, biri İstinye Park’a, biri Cihangir’e, biri Bebek’e gidiyor. Kafede oturmaya başlıyor, burada kızlarla tanışıyorlar. Hepsi kendini ilk olarak ‘Zenginim ve aile düzenine çok önem veriyorum. Evlilik dışı birlikteliği zaten istemiyorum, amacım evlenmek’ diye tanıtıyor. İlişki böyle başlıyor, kızı birlikte olmaya ikna ediyor. Beraberlikleri sırasında biri elinde telefonla, sanki içeride bir şeyini unutmuş gibi girip çekmeye başlıyor. Birçoğu ‘Biz evleneceğiz ama ne kadar çok birliktelik yaşarsan cinsel yönden o kadar iyi bir seviyeye gelirsin ve kocanı o kadar mutlu edersin’ diyerek ikna ediliyor. Sonra ev arkadaşına, başka birine derken, kızlar bir sarmala giriyor ve işin içinden çıkamıyor. Çıkmak isteyen ise eldeki görüntüyle tehdit ediliyor. ‘Sen kendinden vazgeçebilirsin ama anneni, babanı, kardeşini, akrabalarını sokağa çıkamaz hale getiririz’ diyorlar.”
ALTIN İPLİKLİ TAKIM ELBİSE
Polis kaynakları, yaptıkları teknik takibe göre, kediciklerin çoğunun gruba tehditle girdiğini iddia ediyor: “Yüzde 90’ı sonra oraya ait hale geliyor. Bir anne var; örgütteyken doğum yapıyor, yedi yaşındayken çocuğunu bırakıyor. On senedir görmüyor. Emniyet güçleri çocuğunun fotoğrafını gösterdiğinde tanıyamıyor bile artık.”
Yine polisin verdiği bilgiye göre; örgütün 200 milyon doları var. Üyeler elde bir çanta dolusu parayla Kanyon’a ya da İstinye Park’a gidiyor. Bir mağazaya girip 300-400 bin liralık alışveriş yapabiliyorlar. Emniyet kaynağı, takip sonucu bir girişte Paşabahçe’den 80 bin liralık alışveriş yaptıklarına bile şahit olduğunu belirtiyor: “Lüks mağazalarda Adnan Hoca’nın vücut ölçüleri alınıyor, o ölçüler yurtdışına gidiyor, dikilip tekrar geliyor. Çizgili ceketlerindeki sarı çizgiler altın iplikle dikiliyor. Adnan Oktar’ın favorilerinden biri ‘Benim tişörtüm yok’ diyor mesela. Erkeklerden biri gidiyor, en lüks mağazadan aynı tişörtten 30 tane alıp geliyor.”
‘BU DA BİR CASUSLUK TÜRÜ’
Casusluk faaliyetinin nasıl yürütüldüğünü sorduğumuz yetkili şöyle cevap veriyor: “Diyelim ki Türkiye arasında bir sorun var. İsrailliler talimat veriyor: ‘Bununla ilgili bir kamuoyu oluştur...’ Sosyal medya zaten ellerinde. Sosyal medyacılara etek dolusu para ödüyorlar. Dergilere, gazetelere istediklerini yazdırıyorlar. Yurtdışında rahip, haham gibi din adamları üzerinde etkileri var. Bir şekilde İsrail’den gelen talimat doğrultusunda o algıya hizmet ediyorlar. Bu da bir casusluk türü.”
YA ZENGİN YA YAKIŞIKLI YA EĞİTİMLİ
“116 eve baskın yapıldı. Dragos adı verilen köşkte yaşayanlar üst kadro ile örgüte yeni kazandırılmış kurbanlardan oluşuyor. Diğerleri aynı FETÖ yapılanması gibi hücre evlerinde yaşıyor. Çalışanlar maaş kartlarını imam bacıya veriyor -ki çok az çalışan var. İhtiyaçları örgüt tarafından karşılanıyor. Kadınların tek başına sokağa çıkmaları yasak. Bankadaki işini bile yanlarında biri olmadan halledemiyorlar.
Gruba dahil olmanın üç şekli var: Ya çok zengin olacaksın, ya çok yakışıklı ya da çok iyi eğitimli. Bu sistemin dışındaysan turnikeden geçmeden örgüte dahil olamıyorsun. Turnike aynı zamanda bir cezalandırma yöntemi. Adnan Hoca kediciklerin o baygın bakışlarını beğenmiyorsa, ‘Bu bana istediğim gibi bakmadı’ diyerek ‘Gereğini yapın’ talimatı veriyor. Kızı turnikeye alıyorlar; ikinci bir emre kadar orada kalıyor. Kedicikler eve girer girmez yeşil reçeteli lityum ilaçları veriliyor ve bunlar düzenli olarak kullanılıyor. Dayak ve aşağılama da bir cezalandırma yöntemi. Şantaj için sadece kedicikler değil eskort kızlar ve yabancı kadınlar da kullanılıyor. Önemli olan o kaydın çekilmesi.”
BİR DE BU MESELE VAR:
"HAVUZ MEDYASININ SAKLADIKLARI!.."
Birgün-CAN UĞUR-canugur@birgun.net, @canugur1987-18.07.2018
Kamu yararına dedikleri sistem:
Birgün-CAN UĞUR-canugur@birgun.net, @canugur1987-18.07.2018
Kamu yararına dedikleri sistem:
Halkın cebinden tarikatlara…
Adnan Oktar ekibine yönelik operasyonun ardından tarikatların iktidarla ilişkisi daha açık biçimde sorgulanırken AKP’nin 15 Temmuz sonrası kendine yakın tarikatlarla ilişkilerini derinleştirdiği biliniyor. Menzilciler, Süleymancılar ve İsmailağacılar devlet desteğiyle ihya ediliyor. İşte tablo…
Adnan Oktar ve ekibine yönelik operasyonun ardından bir kez daha kamuoyunun gündemine gelen tarikat ve cemaatlerin durumu tartışılmaya devam ediyor. FETÖ ile başlayan Furkan Vakfı ile devam süreçte Oktar ekibine yönelik operasyonun son olmayacağı dile getiriliyor. Burada kriterin ne olduğu bilinmiyor. Özellikle 15 Temmuz Darbe Girişimi sonrasında tarikat ve cemaatlerin AKP’yle kurduğu ilişki daha dikkat çekici bir hal aldı. FETÖ’den boşalan alanlara iktidara yakın tarikatların yerleştirildiği sıklıkla dile getiriliyor.
Tarikatların bir kısmına ‘operasyonlar’ gerçekleştirilirken iktidara yakın duran onunla hareket eden cemaat ve tarikatlar ise adeta ihya ediliyor. Özellikle son yıllarda kamu kaynakları ve kamu kadroları adeta cemaatlerin emrine sunuldu. İktidar çevrelerinin dillendirmeye başladığı ‘yerli ve milli tarikatlara operasyon olmayacak ama diğerleri masada’ biçiminde yansıttıkları tablonun arkasında ciddi bir iktisadi yatırımı yer alıyor.
Yerli ve milli meselesi
Yerli ve milli denilen tarikatları 15 Temmuz sonrasında kamu kadrolarına yerleştirilenler oluşturuyor. Ancak mesele bu kadar basit değil. Tarikat ve cemaatler özellikle 2010 yılı sonrasında kamu kaynaklarını ciddi biçimde kullandı ve kullanmaya devam ediyor.
Türkiye’de iktidarla ilişki halindeki tarikatların hemen hepsinin vakıf ve dernekleri bulunuyor. Neredeyse her tarikatın farklı isimlerle hizmet veren 2 ila 3 tane derneği ya da vakfı bulunuyor. Bu dernek/vakıflar tarikatlar için örgütlenme alanı anlamına geliyor.
Bunun yanında ise tarikatlar için adeta ekonomik bir gelişim alanı. Peki bu nasıl oluyor? Denklem şöyle işliyor: Dernekler ve vakıflar kanunu çerçevesinde tarikatların derneklerine ve vakıflarına belirli muafiyetler getiriliyor. Tarikatların dernekleri bu şekilde ‘kamu yararına dernek statüsüne’ alınıyor. Vakıflar için de buna benzer bir işleyiş söz konusu. Tarikatlara ve cemaatlere ait vakıflar ‘vergi muafiyeti kapsamına alınan vakıflar’ biçiminde tanımlanarak devlete ödemeleri gereken vergilerden muaf tutuluyor. Aynı statüde olmayan dernek ve vakıfların ödediği vergilerin neredeyse birçoğunu bu tarikatlar ödemiyor. Herhangi bir izne tabi olmadan ‘yardım toplama’ hakkına sahip olabiliyor. Yine kamu kuruluşlarının belirledikleri miktarlarda söz konusu tarikatların derneklerine ve vakıflarına ‘yardım’ adı altına para aktarılabiliyor.
Bununla da sınırlı değil
Adnan Oktar ekibine yönelik operasyonun ardından tarikatların iktidarla ilişkisi daha açık biçimde sorgulanırken AKP’nin 15 Temmuz sonrası kendine yakın tarikatlarla ilişkilerini derinleştirdiği biliniyor. Menzilciler, Süleymancılar ve İsmailağacılar devlet desteğiyle ihya ediliyor. İşte tablo…
Adnan Oktar ve ekibine yönelik operasyonun ardından bir kez daha kamuoyunun gündemine gelen tarikat ve cemaatlerin durumu tartışılmaya devam ediyor. FETÖ ile başlayan Furkan Vakfı ile devam süreçte Oktar ekibine yönelik operasyonun son olmayacağı dile getiriliyor. Burada kriterin ne olduğu bilinmiyor. Özellikle 15 Temmuz Darbe Girişimi sonrasında tarikat ve cemaatlerin AKP’yle kurduğu ilişki daha dikkat çekici bir hal aldı. FETÖ’den boşalan alanlara iktidara yakın tarikatların yerleştirildiği sıklıkla dile getiriliyor.
Tarikatların bir kısmına ‘operasyonlar’ gerçekleştirilirken iktidara yakın duran onunla hareket eden cemaat ve tarikatlar ise adeta ihya ediliyor. Özellikle son yıllarda kamu kaynakları ve kamu kadroları adeta cemaatlerin emrine sunuldu. İktidar çevrelerinin dillendirmeye başladığı ‘yerli ve milli tarikatlara operasyon olmayacak ama diğerleri masada’ biçiminde yansıttıkları tablonun arkasında ciddi bir iktisadi yatırımı yer alıyor.
Yerli ve milli meselesi
Yerli ve milli denilen tarikatları 15 Temmuz sonrasında kamu kadrolarına yerleştirilenler oluşturuyor. Ancak mesele bu kadar basit değil. Tarikat ve cemaatler özellikle 2010 yılı sonrasında kamu kaynaklarını ciddi biçimde kullandı ve kullanmaya devam ediyor.
Türkiye’de iktidarla ilişki halindeki tarikatların hemen hepsinin vakıf ve dernekleri bulunuyor. Neredeyse her tarikatın farklı isimlerle hizmet veren 2 ila 3 tane derneği ya da vakfı bulunuyor. Bu dernek/vakıflar tarikatlar için örgütlenme alanı anlamına geliyor.
Bunun yanında ise tarikatlar için adeta ekonomik bir gelişim alanı. Peki bu nasıl oluyor? Denklem şöyle işliyor: Dernekler ve vakıflar kanunu çerçevesinde tarikatların derneklerine ve vakıflarına belirli muafiyetler getiriliyor. Tarikatların dernekleri bu şekilde ‘kamu yararına dernek statüsüne’ alınıyor. Vakıflar için de buna benzer bir işleyiş söz konusu. Tarikatlara ve cemaatlere ait vakıflar ‘vergi muafiyeti kapsamına alınan vakıflar’ biçiminde tanımlanarak devlete ödemeleri gereken vergilerden muaf tutuluyor. Aynı statüde olmayan dernek ve vakıfların ödediği vergilerin neredeyse birçoğunu bu tarikatlar ödemiyor. Herhangi bir izne tabi olmadan ‘yardım toplama’ hakkına sahip olabiliyor. Yine kamu kuruluşlarının belirledikleri miktarlarda söz konusu tarikatların derneklerine ve vakıflarına ‘yardım’ adı altına para aktarılabiliyor.
Bununla da sınırlı değil
Taşınmazlara ilişkin de önemli düzenlemeler yer alıyor. Tarikatların kamu yararı statüsüne alınan dernekleri, kamu arazilerini gerçek fiyatından çok daha ucuza ya da bedelsiz biçimde kullanabiliyor.
‘Yerli ve milli’ diye sunulan aralarında ismi çocuk tecavüzü ile gündeme gelenden ‘laik cumhuriyeti yıkıp şeriat devleti’ kurmayı amaçlayana kadar birçok tarikatın vakfı ile derneği kamu kaynaklarından bedelsiz biçimde yararlanabiliyor, vergiden muaf tutuluyor. Resmi veriler incelendiğinde İsmailağa Tarikatı, Süleymancılar, Menzilciler ve irili ufaklı tarikatlara ait birçok vakfın vergi muafiyetine tabi tutulduğu görülebiliyor.
Tarikatların listesi
VERGİDEN muaf olan dernek ve tarikatların Listesi ise şöyle:
»Beşir Derneği (Menzilciler)
»Bayrampaşa Yeşil Cami Vakfı (İsmailağa Cemaati)
»İsmailağa Vakfı (İsmailağa Cemaati)
»İsmailağa Cami ve İlim Vakfı (İsmailağa Cemaati)
»İhlas Vakfı (Işıkçılar grubunun)
»İnsan Vakfı (Süleymancılar)
»Hulusi Efendi Vakfı (Nakşibendi Şeyhi Osman Hulusi Efendi tarikatı)
Tarihsel olarak İslami kesimlerin simge kabul ettiği ABD desteği ile bilinen gruplar ise şöyle:
»Birlik Vakfı (İsmail Kahraman, Recep Tayyip Erdoğan gibi isimlerin kurucusu olduğu vakıf)
»Ensar Vakfı (AKP’li kimliği ile bilinen çocuk tecavüzü iddialarıyla gündeme gelen İslamcı vakıf)
»İlim Yayma Cemiyeti (Türkiye’de ABD desteği ile solculara saldırması ile simgeleşen İslami dernek)
»İHH (İslamcı grupların içerisinde yopun biçimde yer aldığı uluslararası cihatçı gruplarla bağı olan vakıf
Şeriatı savunduğunu açık biçimde dile getiren tarikat ve cemaat ilişkileri bulunan diğer gruplar ise şöyle:
»Hoşgör Fatih İlim Araştırma Vakfı
»İhsan Arslan Vakfı
»Hoşgör Fatih İlim Araştırma Vakfı
»İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
»Nun Eğitim ve Kültür Vakfı
»Suffa Vakfı
»Ankara Hamiyet ve İrfan Vakfı
»Şefkat Vakfı
»Aziz Mahmud Hüdayi Vakfı
‘Yerli ve milli’ diye sunulan aralarında ismi çocuk tecavüzü ile gündeme gelenden ‘laik cumhuriyeti yıkıp şeriat devleti’ kurmayı amaçlayana kadar birçok tarikatın vakfı ile derneği kamu kaynaklarından bedelsiz biçimde yararlanabiliyor, vergiden muaf tutuluyor. Resmi veriler incelendiğinde İsmailağa Tarikatı, Süleymancılar, Menzilciler ve irili ufaklı tarikatlara ait birçok vakfın vergi muafiyetine tabi tutulduğu görülebiliyor.
Tarikatların listesi
VERGİDEN muaf olan dernek ve tarikatların Listesi ise şöyle:
»Beşir Derneği (Menzilciler)
»Bayrampaşa Yeşil Cami Vakfı (İsmailağa Cemaati)
»İsmailağa Vakfı (İsmailağa Cemaati)
»İsmailağa Cami ve İlim Vakfı (İsmailağa Cemaati)
»İhlas Vakfı (Işıkçılar grubunun)
»İnsan Vakfı (Süleymancılar)
»Hulusi Efendi Vakfı (Nakşibendi Şeyhi Osman Hulusi Efendi tarikatı)
Tarihsel olarak İslami kesimlerin simge kabul ettiği ABD desteği ile bilinen gruplar ise şöyle:
»Birlik Vakfı (İsmail Kahraman, Recep Tayyip Erdoğan gibi isimlerin kurucusu olduğu vakıf)
»Ensar Vakfı (AKP’li kimliği ile bilinen çocuk tecavüzü iddialarıyla gündeme gelen İslamcı vakıf)
»İlim Yayma Cemiyeti (Türkiye’de ABD desteği ile solculara saldırması ile simgeleşen İslami dernek)
»İHH (İslamcı grupların içerisinde yopun biçimde yer aldığı uluslararası cihatçı gruplarla bağı olan vakıf
Şeriatı savunduğunu açık biçimde dile getiren tarikat ve cemaat ilişkileri bulunan diğer gruplar ise şöyle:
»Hoşgör Fatih İlim Araştırma Vakfı
»İhsan Arslan Vakfı
»Hoşgör Fatih İlim Araştırma Vakfı
»İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
»Nun Eğitim ve Kültür Vakfı
»Suffa Vakfı
»Ankara Hamiyet ve İrfan Vakfı
»Şefkat Vakfı
»Aziz Mahmud Hüdayi Vakfı
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







